İçeriğe geç

Aylar: Şubat 2018

SARI ZARF

SARI ZARF ENVER TURAN “ İçimdeki sızı yuva yaptı, yıkamıyorum bir türlü. Yaşam kimi anlar var ki sahiciliğini yitirip, koca bir boşluğun gölgesinde ve yetimliğinde akıp gidiyor. Gözler görmez, kulaklar duymaz oluyor. Ellerimiz,    ayaklarımız fazla, düşüncelerimiz ise taşınması ağır taş parçacıklarına dönüşüyor. Zihnimiz hep kürek mahkumu. Umutsuzluğun çığlığı duyuluyor her yanımda. Şimdi ne olacak gündüzler, gecelere nasıl yoldaş olacak, bilemiyorum.” Dün geceden beri kelimeler ve cümle yığınları beynimin içinde oynaşıp duruyorlar, laf dinlemez yaramaz çocuklar gibi. Onları zapt edemiyorum. Çaresizliğin ve belirsizliğin karasında renkler ve  şekiller tek bir desene dönüşüyor; Siyah bir boşluğa. “Canım ne oldu, derinlere daldın yine. Sana söylediklerim bir kulağından girip sanki içinde donup kalıyor.” “ Ne bileyim be Meryem, içim sıkılıyor. Öyle bir an geliyor ki kendimi fazlalık görüyorum kendime, işe…

ÜÇ TAŞ

ÜÇ TAŞ ENVER TURAN Raziye  Hanım  yatağında uzanmış , ölü  gibi bakan gözlerle  odanın   duvarlarına  bakıyordu. Göz bebekleri  yorgun ve nemliydi. Hatta  sahipsizdi. Haydar Bey’in emanetlerine  sitemkar bakıyor,  naif duygularına  isyan sesi karışıyordu. Haydar Bey’in ölmeden  önce omzuna yüklediği sorumluluk ruhunu esir almıştı. Anılarının ve odasının emanetçisi olarak  kendine yeni bir kimlik kazanmıştı,kocası sayesinde. Haydar Bey’in, kitapları, dergileri, eski masa saatleri ,lambaları  ve daha bir sürü hatıra yüklü objeler. Her uyandığında onlarla göz göze gelmek. Eşyalar zamanda  donmuş, ölü nesnelere dönmüştü. Kocasını  özledi. Zamanın  onun için çok da anlamı kalmamıştı. O  artık   mazinin, anıların,  ömür tozlarının koruyucusu  olmuştu. Umutlarımız  olmadığında  , sadece içinde kaybolduğumuz bir boşluk değil miydi ?  zaman. Raziye Hanım kendini, burada  bir sahnenin dekoru olarak hissediyor, nesneleşen bedeniyle her gün hesaplaşmaktan  sıkılıyordu.…