İçeriğe geç

Aylar: Nisan 2019

PIRPIRLI MARTI

PIRPIRLI MARTI ENVER TURAN   Sermet Bey her gün olduğu gibi aynı saatlerde, tüm hüznü ve yalnızlığıyla, oturduğu bahçeli evin dış kapısını sertçe çekti. Elleriyle bir ileri bir geri sallayarak kapının kapandığına emin olduktan sonra Bebek’in bu işlek caddesinde yoğun trafiğe aldırış etmeden, umarsızca, hızlı adımlarla yolun karşı kaldırımına geçti. Sermet Bey’in evi de kendisi gibi yıllara ayak diremiş, tüm yorgunluğuna rağmen,  istilaya uğramış semtin en dirençli yapısıydı. İstanbul gibi bu bina da zamana ve insana yenileceği günü bekliyordu, dökülen boyalarıyla, paslı demir kepenkleriyle ve ahşap gövdesiyle. Bahçedeki meyve ağaçları kurumuş, artık ürün vermez olmuşlardı. Belki de yıllarca aynı  meyveyi doğurmaktan bıkmış usanmıştılar. Sermet Bey sabahları erken saatlerde evinden çıkar, sahildeki parkta soluğunu alırdı. Her zaman gittiği çay bahçesinin denize yakın masasına oturur, çayını içerken…

RÖNTGEN FALI

                         RÖNTGEN FALI “Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi,” Kelimelerin üzerine fosforlu, kalın, keçeli kalemle uzunca sarı bir çizgi çekmişim. Solmuş unutulmaktan. Cümlenin altını unutmak için mi ya da hatırlamak için mi çizmişim, bilemiyorum. Tesadüfen, öylesine canım sıkkın olduğu için açtığım romanın sayfalarından şansıma bu yorgun kelimeler yığını çıktı. Kelimeler gerçeği açıklamaz, gizler sanırdım, yanılmışım. Elimdeki kitabı öfkeyle ve biraz da pişmanlıkla kapattım, bir kapıyı, bir pencereyi, bir yaşamı kapatırcasına. Gözlerimi yumacağım dünyaya nasıl olsa. İçime sahipsiz kırgın bir karanlık dolacak. Zamanı yakın hem de çok yakın. Nereden mi biliyorum? Röntgen falımda çıktı, dün sabah bu zamanlarda, insancıklar gündelik hayatın bataklığında debelenirken. Doktor Rıfat parmakları arasında süzülen simsiyah falıma bakarken sesi…