İçeriğe geç

REKONSTRUKTİF

REKONSTRUKTİF

ENVER TURAN

Çırılçıplak uzanarak yattığı yatağında, odada tıngırdayan müzik eşliğinde, elindeki kitapta okuduğu cümleleri düşünürken buldu kendini  ‘Ölüm sebebimiz içkiden değil, yalnızlıktan olacak’. Canı sıkıldı. Demlenme saatine henüz vardı. Cümle de takıldı kaldı. Paragrafı bitiremedi. Ter kokulu yatağından çıktı. Şortunu giydi, bulduğu kırışık ve kirli tişörtü üstüne geçirdi. Kitabı yatağın içine fırlattı. Karısının kendinden çok uzaklarda olduğu fikri düştü aklına. O artık sesine ses veremeyecek kadar ötelerde. Koridoru hızlıca yürüyerek, mutfağın içine dâhil etti kendini. Buzdolabını açtı. Soğuk hava yüzünü yaladı. Dolaptaki dört tombul şişe, beş çürümeye yüz tutmuş domates ve buruşmuş iki salatalık ile bakıştı. Domatese de salatalığa da acıdı. Kendine benzetti. Tombul şişelerden herhangi birini yalnızlığından kurtarıp, parmaklarıyla okşadı. Sıkı sıkı tuttu. Diğerlerini karanlığa hapsederek, dolabın kapağını  ayakucuyla örttü. Sonra balkona çıktı. Sokak bomboş. Koltuğuna oturdu, içi sıkılıyordu. Okuduğu cümle sesleniyordu ona. Tombul şişenin kapağını tek hamlede açtı, üstüne masadaki paketten bir dal sigarayı dudaklarının arasına iliştirdi. Yalnızlığın üzerine karabasan gibi çöktüğünü ve boğazına sarıldığını hissetti.  Kirli balkon camların az uzağındaki sokağı izledi. Kimseler yoktu. Balkonun köşesine uzanmış onu izleyen kedisiyle göz göze geldiler. Fırça, ona acıyan bakışlarla yalnızlığını ve acısını hatırlattı. Onu yok sayarak başını önüne eğdi, tüylerini pembe diliyle yaladı nankör!

Rasim içinde dolaşan urun sinsice büyüdüğünü ve onu yok edeceğini hissediyor, geriliyordu. Uzun zamandır ne bir resim yapmış, ne de telefonda yeni bir cümle kurarak kendi sesini duymuştu. Sesine bile yabancıydı. Yalnızlık batağına saplanmış, debelenip duruyordu. Elindeki kalemle, masadaki gazetenin bulmaca sayfasındaki kareleri doldurmaya başladı. Bulmacadaki fotoğraflara bıyıklar çizerek, onlara yeni hayatlar karalıyor, sayfaların boş kısımlarına gelişi güzel imzasını atıyordu. .

Bulmaca soruları hayattaki bilinmeyenler kadar zordu. Üfledi. Kareleri dolduramıyordu. Masanın üzerinde yayılan titreşim onu kendine getirdi. Telefonu titreşiyor, ‘beni aç’ diyordu. Göz ucuyla ekrandaki numaraya baktı. Kayıtlı olmadığı için isim yoktu ekranda. İsimsiz bir dost ya da yabancıydı uzaktaki. Hemen sessize aldı. Telefonun, sesini kesmesini bekledi. Susan telefon hemen kısa bir süre sonra yeniden ısrarla çaldı.

Canı sıkıldı. Kimdi bu arayan şimdi, olur olmaz? Hiçbir sesi duymak istemiyordu. Bir dost değil, yalnızlığa batmış biridir  her zamanki gibi. Telefonun yeşil tuşuna bastı. Çok uzaklardan gelen bir sesti. Kısa kesmeyi düşündü, şişesinden bir yudum aldı. Telefonu kulağına dayadı.

  • Merhaba Rasim, nasılsın, sesini duymak için aradım? Seni çok merak ettim. Son görüşmemizin üstüne yıllar geçti.
  • Zuhal, ben iyiyim ya sen?

Kısa bir cevapla hemen bitirmeliydi. Tombul şişe ısınmamalıydı. Sigarası elinde boşu boşuna tükeniyordu.

  • Rasim ne çabuk tanıdın, sesimi hemen hatırladın.
  • Hafızam iyidir Zuhal. ‘Benim canımı yakan sesleri unutmam eski aşkım,’
  • Neler yapıyorsun, gazetelerden takip ediyorum seni, çok güzel resimler yapıyorsun, müthiş. Özellikle nü tablolar çok hoş.
  • Sağ ol Zuhal, yaşayamadıklarımı yansıtıyorum tablolarıma. Sen beğendiysen mutlu oldum. ‘Evet sevgilim, o nü tablolarda sen varsın, diğerleri var. Üzgünüm, yaşayamadıklarım var o tablolarda…’

Kısa bir sessizlik, yıllar sonra gelen bu uzak sesten sonra yeni cümle nasıl kurulur ki, insan yaşayamadıkları üzerine hangi konuşmayı yapar?

  • Rasim eşinin öldüğünü gazetelerden öğrendim çok üzüldüm. Neler yapıyorsun, seni özledim. Özlettin kendini, uygun bir zamanda buluşsak ya eski arkadaşlarla. ‘Rasim çok pişmanım ah bir bilsen, o gün seni reddetmeseydim şu anda arayan değil öpülen bir kadın olurdum. Üzgünüm…’
  • Zuhal bu aralar çok yoğunum sergi için hazırlanıyorum, belki ilerleyen zamanlarda buluşuruz. Eşin nasıl, ben de gazetelerden takip ediyorum haberlerini, estetik ameliyatları her yerde konuşuluyor, şanslısın. ‘Ah be Zuhal, ben seni sevgimle güzelleştirirdim. Anladın mı sonunda, hayat oynayarak değil, yaşanarak öğreniliyor. Onu seçerek aldatılmayı seçmiştin, oysa ki o seni değil, hayalindeki kadını seçmişti, yeniden sevebilmek için”
  • Rasim önümüzdeki hafta İstanbul’da olacağım, buluşmaya ne dersin? Öğrencilik yıllarında her zaman buluştuğumuz Beşiktaş’taki çay evi duruyor sanırım, oraya gelir misin? ‘Gel ne olur, sana ihtiyacım var. Mutsuz bir kadının sığınacağı tek yer, terk ettiği eski gönüllerdir…’
  • Üzgünüm Zuhal ama çok yoğunum, seni görmek isterdim ama sergiye az kaldı, belki bir dahaki sefere. ‘Zuhal çok geç değil mi? Yeni bir başlangıca, cesaretim yok seni görmeye, unutmadım seni, unutamadım. Seviştiğim kadınlara bile ihanet ettim senin hayalinle. Olmaz, olamaz, yeni bir hüsrana dayanamam. Sana yalan söyledim, ne bir sergi ne bir resim. Terk edildim. Unutuldum. Fırçalar ve paletler de beni terk etti. Ellerim titriyor artık, alkolik oldum, beni böyle görmene dayanamam. İçki değil, yalnızlık öldürecek. Unut beni herkes gibi…’

-Tamam Rasim, daha sonra buluşuruz, sesini duymak iyi geldi. Beni ararsan sevinirim, dertleşiriz. Ara ama mutlaka bekliyorum. Hoşça kal.  ‘Biliyorum, kırgınlığın geçmedi, ihanet hep adımın yanında, oysa ne çok özledim seni… Gazete haberlerin hep çekmecemde. Yıllardır seni takip ediyorum. Yalanlarını yüzüne vurmadım, kendi yalanlarımla yüzleşmemek için…’

-Zuhal kendine iyi bak. Cansu’yu öp benim için.

– Rasim görüşürüz, şimdilik kapatıyorum. ‘Unutmamış beni, takip etmiş yoksa nerden bilebilirdi ki  kızımın adını, Rasim beni değil de içkiyi bıraksaydın, her şey başka türlü olabilirdi. Olabilirdi inan buna…

 

Rasim telefonu kapatır. Şişeyi kafasına diker. Önündeki bulmacada, yukarıdan aşağıya altıncı sütundaki soruyu okur; ‘Estetik ameliyatı yapan doktora ne isim verilir?’

-Çok kolay ‘Rekonstruktif’.

Rasim bulmacanın karelerini doldurur bilmenin tebessümü ile. Unutamamıştır eski sevgilisini. Kedisi Fırça ile göz göze gelir. Dostunu kucağına alır, tüylerini okşar.

TEMMUZ 2017

Tarih:TOPLU ÖYKÜLER

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir