İçeriğe geç

AŞKALE

Birer kalp bıraktılar bize kırık /ömrümüzce gözyaşı döktürecek. C.S. TARANCI

 

AŞKALE

Sessiz ve sözsüz, odamın bir köşesinde, çatık kaşlarımla, tahta bir koltukta oturuyorum, içim hep sıkkın. Çocukluğumu yaşadığım bu apartmanda, apartmanımızda. Her şeyi sattı babam, olmadı. Olsun istemediler. İstemeyecekler, kök salamadık bu topraklarda. Eşyalarımızı gözyaşları içerisinde üzerlerindeki tozları ile sattı Beyoğlu’nda babam, gizlendiği yırtık paltosunun derinliğinde. Yetmedi, yetsin istemediler. Geriye oturduğum eski koltuk, duvardaki durmuş saat, ayakları boşlukta sallanan masa, lambalı radyo ve yataklarımız kaldı. Hiçbir şeyimiz kalmasın istediler, kalmasın. Her şeyimizi kaybetmişiz geriye sadece anılar ve yorgun bedenlerimiz var. Gelecek yok, olmayacakta. Biz olmadan bir gelecek kurulacak buralarda ve her yerde. Bizim seslerimiz uğultu halinde dolaşacak sokakların arasında, dedelerimizin parmak izlerinin karardığı saray mermerlerinde.
Garabet sabahtan çıktı ve bir türlü gelemedi. Bakanlığa gidecek, babamın durumunu öğrenecek. Babam benim geçmişim, elimizden alacaklar onu da. Zaven ve Aret de dönmediler okuldan, merak içindeyim.0nların şımarıklıkları bu odaya hayat veriyor. Nefeslerimizin kaynağı çocuklarımız. Soluklarımız kesilsin istiyorlar, kısıldı zaten. Dışarıda sisli bir hava, sokak lambaları kaldırımları aydınlatıyor, kısık kısık . Hava kararmak üzere, ayak sesleri azalıyor, herkes evine gidiyor, sevdiklerine, sıcak odalarına. Çocuklar, annelerinin sıcak çorbalarını içecekler. Ya babam. Oralarda yapayalnız, kış ayazında. Soğuk havaları içine çekecek, tüm yorgun ciğerlerine. Dışı gibi içi de üşüyecek. Damarlarında ve gözyaşlarında rüzgarın sızısı dolaşacak.

Ses olsun istiyorum, radyonun açma düğmesini çevirip, hayatla bağlantı kurmak istiyorum. Sesler, harfler, kelimeler, cümle olup odama dolsun istiyorum, ne mümkün. Radyoda ki tok ses, haberleri okuyor, duygu yok.” Bütün alınan kararlar ülkemizin ve milletimizin refaha ve aydınlığa çıkması içindir. Kimsenin şüphesi olmasın her türlü zorluğun üstesinden gelecek azim ve karalılıktayız” . Radyoyu kapatıyorum sinirle. Biz yokuz, acılarımız yok, çocuklarımız yok, geçmişimiz ve toprak sevgimiz yok , ölülerimiz yok, mezarlıklarımız yok, buraların hafızalarında bize yer kalmadı. Oda yine sessizleşti. Tüm kırıklığım boşlukta sallanıyor. Bilen yok. Olmayacak, olsun istemeyecekler.

Telefon zır zır ötüyor, irkiliyorum. Bu ses beni hep ürkütür hatta titretir. Elimdeki gazeteyi ellerim zıngırdayarak katlayıp bıraktım masanın üzerine. Keşke mamam ölmeseydi de telefona cevap verseydi. Ama mecburum, çaresi yok. Ahizeyi kaldırdığım anda görüntüler gelirken önüme, ağlama sesleri kulaklarımda peşi sıra çınlar. Ürperirim. Açtım telefonu.
Efendim. (sessizlik)
-Alo alo, ben Anuş buyrun kimi aradınız?
-Ben Kirikor Efendinin evini aramıştım.
-Kendisi burada yok, çok uzaklarda, ötelerde.
-Evet, biliyorum onun için aradım bende
-Kirikor Efendinin çok uzaklardan arkadaşıyım.
-Mesele nedir beyefendi, babama bir şey mi oldu. Oralarda kış çok serttir.
-Üzgünüm hanım efendi, on gün önce babanızı kaybettik. Size zor ulaşabildik ama merak etmeyin, öldüğünün gecesinde toprağa vermeden önce adını ve yakınlarının isimlerini bir kağıda yazıp, şişeye koyduk. Bir de eski bir fotoğraf bulduk, paltosunun iç cebinde. İki katlı eski bir evin cumbasından sarkan fesli çocuk fotoğrafı. Hepsini babanızın üzgün bedeninin yanı başına koyduk. Çok uzaklarda, kasabanın girişine yakın tren yolunun yakınlarındaki cüsseli çınar ağacının altında gömülenlerin arasında. Bilin istedik. Babanız son günlerinde ailesini ve İstanbul’u çok özlediğini söylerdi.
Cümlenin sonunu beklemeden, ahize elimden yere düştü. İçimde bir şeylerin kökünden devrildiğini hissederken olduğum yere boş bir çuval gibi çöktüm. Kurudum. Ağlayamadım, sustum. Her şey sustu odada, eşyalar sustu, anılarım sustu, zaman sustu. Susturulduk. Susturdular ve hep susacağız birlikte. Aşımızı elimizden aldılar. Kalemizi yıktılar. Gözyaşlarımı gizledim kendimden, yatak odasındaki demir dolabın kapağını açıp, titreyen ellerimle siyah elbisemi çıkarıp bir daha çıkarmamak üzere kuşandım. Zaman ve görüntüler artık beynimi kemiren ura dönüşecek. Oralar çok uzak, çok da yakın. Dünler hiç olmasaydı, yarınları bugünden doğurabilseydim, keşke. İçimde ıslak bir sızı yolunu bilmeden ilerlerken, kök saldı kederli ve yorgun bu topraklarda

 

2017  ARALIK

 

Tarih:TOPLU ÖYKÜLERYAYIMLANMIŞ ÖYKÜLER

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir