İçeriğe geç

Kategori: YAYIMLANMIŞ ÖYKÜLER

SON GÜN

    SON GÜN Sabah evinden  çıktığından beri Nabi Bey, keyifsizdi. Bu gün onun için  farklıydı. Tarifsiz duyguları içinde  barındırıyor, gitmenin mi,  kalmanın mı ? zor olduğunu  henüz  bilemiyordu. Nabi Bey, dalgın dalgın yürürken  ,karma karışık duyguların içinde  ne yapacağını  bilemeden adımlarını atıyordu. Bacakları  sadece hareket  ediyor, o  ise ölü bakışlarla   çevresine bakınıyordu. Bu gün   yaşamak  zorunda olduğu  anları bir an önce yaşamak  ve sonu belirsiz olan  yolculuğuna  adım atmak istiyordu.(istiyor muydu? acaba) Kafasında ki sorular onun çıkmaza sokuyordu. Bu bir başlangıç mı? yoksa  tükeniş miydi?. İş yerine gitmeye hem istekli hem de isteksizdi . Nasıl bir duygu kirliliği yaşıyordu  bir bilseniz . Yıllardır çalıştığı  devlet dairesinin önüne kadar geldi,  ilk defa başını kaldırdı. Başı önünde, ay sonunu düşünen memur siluetinden , başka bir kimliğin…

YALANCI

                                       YALANCI   Gün boyu içimi kavuran bir ekşimeyle, mesainin bitmesini bekledim, durdum. Devlet dairesinde çalışmayanlar bilmez, saat beşe doğru ,  doğum sancısı sarar bedeninizi. Akrep ve yelkovan  nazlı nazlı salınırlar.  Gözüm ikisinde. Neyse ki keyifleri yerine geldi ve buluştular  beş  rakamının üzerinde.Seviştiler. Hiç durmadım, duramadım koltuğumda. Bütün gün battı durdu, bir iğne gibi kıçımın altında. İçimde bir sıkıntı, günlerdir beynimi yiyorlar, hücrelerim doydu  soru çengellerine. Kafam karma karışık, şimdi ne olacak.  Yazarak  ve içerek  sarhoş olmaya alışan alkolik beynim, istiyordu yine yazmayı. Bıktım artık. Şimdi ne yazmalıyım peki, hangi insanın yüzüne bakarak, yalanlar yazmalıydım. Haberleri  olmadan onların öyküsünü yazmak, ben bir yalancıydım, katıksız  yalanlarla  onların hayatlarını çalıyor…

EVLENİLECEK ADAM

    EVLENİLECEK ADAM     Son ders ziline kadar    geçen  süre,   maraton  koşucusunun   sabrı gibiydi, zaman  kum  saatinin  tanecikleri gibi  tane  tane düşüyordu beynine .  Sinirli ve bir o kadar da üzgündü.Sevdiği  adamın  hediye  ettiği  kırmızı  saate   baktı , zaman  durmuştu sanki ,   dersin bitmesine   15  dakika vardı. ‘’ Şu   zili bir çalsaydı Ahmet efendi. ‘’  dedi  sırtı sınıfa dönük  ,  öğrencilere   ödevlerini  yazarken  yazı tahtasına ,bir den hızla kafasını çevirerek  : ‘’ Sessiz olun, boş boş  konuşacağınıza   ödevlerinizi yazın.  Birazdan  zil  çalacak’’dedi. Sakin bir insan olan genç öğretmenin  öfkesi uzun  zamandır, arası bozuk olan   genç  meslektaşınaydı.   Zil  nihayet ‘’ hababam  sınıfının  o unutamadığımız  melodisiyle ‘’ çaldı. Bütün sınıf hafta sonu olmasının  sevinciyle çantalarına   kitaplarını , defterlerini, yoksulluklarını, yaşayamadıklarını  doldurarak  sınıfı birbirlerini  ezercesine…

ZEYYAT BEY

                         ZEYYAT BEY                                                                               Islanmış parmaklarının ucuyla elini pantolonunun cebine soktu. Kırışmış paralarını çıkarıp düzelttikten sonra el çabukluğuyla saydı. Aklından hesap etti. Kendine bir otuz beşlik, meyve ve peynir tabağı söyleyebilecekti. Sıkılmıştı, emekli maaşıyla yetinmeye çalışmaktan,  bir de kekemelikten. Tam yüz yirmi beş lirası vardı. Bu geceyi kapatır, hatta bu ayın sonunu çıkartırdı.  Ayda iki kez gidebilirdi. Devrim’in mekânına.  Maaşını çektiği gün, bir de yirmi beşinde oğlunun düzenli yolladığı destek parası hesabına yattığında. Neyse paraları daha fazla ıslanmadan katladı ve cebine koydu.   Hopa yağmurun ebedi istirahat…

YÖNETMEN

Duvarda asılı olan   lambanın kir tutmuş  düğmesine   bastı.  Koridor da  kirli kirli aydınlandı . Kapının önüne gelmeden önce holde ki  boy aynasına  baktı. Beyaz  saçları , yüzündeki yorgun kırışıklıklar  canını sıktı. Ağzını  aynaya yaklaştırdı. Konuşmak ve yemek  için açtığı ağzını bu kez kendini tanımak için    yaklaştırdı  aynaya. Sigaradan sararmış  dişleri ; geçen  yılları , sapsarı katmanı ve dolgularla   diş etine tutunarak , hatırlatıyordu. Ağzının içindeki  karanlık boşluk  bazı dişlerini  içine almış ,kaybetmişti. Tıpkı zihninin  kıvrımında ki  anıların  beyninin bir yerlere saklanması gibi. Kaybolan  dişleri de   anıları gibi  kayboluyordu. Aynalar dostu değildi  biliyordu, yine de dağınık ve uzun saçlarını tek eliyle düzeltti . Kendini  görmek istedi. Göz bebeklerine baktı. Onlarda  yaş almıştı. Oysa  gördüğü neydi ki sadece  yaşlı bedeni   ve anılar çöplüğüydü. Biliyordu.  Kapının  önüne geldi.…