İçeriğe geç

KIRMIZI FOTOĞRAF

KIRMIZI FOTOĞRAF

 

 

Gece, sabahı  sessizce doğurduğunda, uyandı yatağından. Uyku sersemi  saatin kırmızı  alarm tuşuna  bastı. Susturdu zamanın dilini. Kısık gözüyle  masa saatine  baktı. Saat 06:30’u gösteriyordu. Birden aklına kızı  Azra geldi. Duygular insanın kalbine ansızın saplanırdı, bir anda. Yatağından  çıktı. Kırmızı geceliğini  kuşandı. Kırmızı terliğini ayaklarına  geçirdi. Azra’nın odasına yürüdü , koridorları karanlık bir dehlizden geçer gibi geçti. Odanın  kapısını çıt çıkarmadan  usulca açtı. Lambayı yaktı. Kızı tatlı uykusunda, geleceğinden habersiz  uyuyordu .Bir ışık gibi içeriye sızdı. Kızının yüzüne baktı. El değmemiş  bir çöl kumu  gibi  tertemizdi yüzü . Önce seslendi. Baktı ki  uyanmıyor taze beden. Henüz el sürülmemiş  bedenini, saçlarını okşayarak uyandırmak istedi.

‘’Azra uyan canım okula geç kalacaksın . Hadi canım, hadi ama, üzme beni annem’’

Genç kadın , Azra’nın   o masum halini izlerken , kırmızı fotoğraf  önüne geldi.  Azra uyuyordu.

Genç kadını zihninden hiç kaybolmayan o siyah  günlere geri gitti, o puslu güne. İçkici babası  her akşam yol ve masa arkadaşı  kırmızı suratlı Cemil’le  gelir, tek katlı evlerinin  , insanın içini ferahlatan bahçesinde , elma ağacının dibinde ki  masada demlenmeye devam ederlerdi. Küçük bir kız çocuğu neyle  oynarsa o da öyle oynar, kiraz ağacına asılan yalancı salıncakta sallanır, babasının aldığı  oyuncak  bebeği elinde, bahçede koşturup dururdu. Cemil Amcasını severdi , o kırmızı geceye akmadan önce. Her gelişinde  bahçe kapısından seslenir’’ güzelime bak neler getirdim ‘’deyip,  vücudunun arkasında sakladığı  şekerleri  önce saklar, sonra ‘’sürpriz’’ derdi. ‘’ Karşılıksız öpücük ile birlikte  hediyesini verirdi.  Öpücüklerin masum olmadığını öğrendiği  , dudakların kötülüğüyle yüzleştiği ilk gecesiydi çocukluğunun .

‘’ O gün çok mutluydum. Doğum günüm vardı. Annem  yalancıktan  pasta yapmış, akşama  çok sevdiğim kırmızı kurabiyeler hazırlamıştı. Akşam , babam, Cemil Amcam’la  bahçedeki yerini almıştı’’.

Gelmeden önce bir yerlerde takıldıkları, ziftlendikleri belliydi, kırmızı suratlarından. Masaya oturdular hep beraber. Annesi  ev yapımı çikolatalı pastayı,  üzerine de bir mum dikerek, ışıldayan gözlerle masaya koydu. Baba kibriti ile mumu yaktı. Sevinçle üfledi, mum söndü, hayatı da bir mum gibi o gece eridi. Kendi ışığını söndürmüştü . Bir daha da gözünün nuru aydınlanmadı.

‘’ Babam  beni öptü, hediyemi verdi. Mutluydum . Cemil Amcam beni kucağına oturttu. İlk defa ürkmüştüm ondan. Öptü beni. Bu başka bir öpüştü sanki hissetmiştim çocuk duygularımla. İlk defa tanıştığım bir duyguydu. Parmaklarının  bedenimde gezinen bir solucan gibi süründüğünü hissetmiştim. Belki de başka bir şey gibi ama ben bahçemde ki solucanları biliyordum. Toprakla oynarken elim onlara değer tiksinirdim ,yapış yapıştılar. İşte öyle bir şey. Ama o benim Cemil Amcamdı ,solucan değildi ki.

Yenilmiş , içilmiş   , kadehler tokuşturulmuştu. Her türlü kedere ve sevince şahit olmuş elma ağacımızda, bizimle birlikte eşlik etmişti. Babam o güzel sesiyle hiç bilmediğim  içli  türküleri söylemişti . O gece babamın  gülüşünü gördüğüm son fotoğraftı. Bir daha hiç öyle mutlu görmemiştim. Cemil Amcam çakır keyif kafasıyla coştukça  coşmuş,  kendi olmaktan çıkmıştı. Ağzından çıkan kelimelere bile sarhoşluğunu bulaştırmış,  sendeleyip duruyordu . O  da babamla birlikte türkülere mırıldanarak eşlik etmişti. Nihayet gece  solmuş ,   kelimeler tükenmişti. Muhabbet bitmiş, sözün bittiği an gelmişti.

–  ‘’Abi ben kalkayım artık geç oldu’’.

Ruhu ile bedeni yollarını ayırmış, sallanıp duruyorlardı avlunun orta yerinde.

– Cemil  dur bu halde yollamam, çok içtik bu gece. Burada kal, bırakmam seni.

– Abi gideyim size rahatsızlık vermeyeyim, bizimki de bekler.

– Cemil beni kızdırma , sen yabancı mısın, hanım yap yatağını Cemil’in . Ben sizinkilere  telefon ederim, yarın beraber kalkar gideriz işe . Kızdırma beni. Hadi  hep beraber kalkıp yatalım, geç oldu.

Gece,   sinsi ve titrek bir elin bacaklarımda sürünmesiyle  uyanmıştım. Korkmuştum. Cemil Amcam ya da  artık  Cemil  üstümdeki   kırmızı  yorganı üzerimden almış, o pis parmaklarıyla bedenimin üzerinde soluyordu. Sarhoştu, kendinde değildi. Kokuyordu. Bağırdım  tüm nefesimle, göz yaşlarım feryat oldu karanlıkta. Sesim aydınlattı odamı. Çığlıklarım odanın her yerini kapladı. Göz bebeklerim yuvasından uçan  yaralı  bir kuş gibi terk ettiler beni.

Ya sonra  babamın  ve annemin odaya canhıraş  girişleri. Babam , Cemil’i  hızla yere serdi. ‘’Vicdansız ‘’  dediği hala kulağımda.  En son o ışığı gördüm, bıçağın ürküten parlaklığını .  O bıçak çocukluğuma  saplanmıştı .  Cemil’in  hırıltısını duydum. Annem çığlık çığlığa bağırıyor, babam titriyordu. Bıçak babamın elinde sahipsizdi. Beyaz atleti yırtılmış, kırmızı lekelere bulanmıştı. Çocukluğum  o lekelerde saklı kalmıştı. Ağlıyordu  babam . Bayılmışım. Sonra  hayat  bir felaketin sesiyle değişmişti.

Cemil   o geceden sonra  korkumun adı  olmuştu. Gölgesi hiçbir zaman peşimi bırakmadı. Bir daha kimseyi öpmedim, öpemedim. Kırmızı rujdan , C harfinden   ve  oyuncak bebeklerden nefret ettim.

Minik, masum bir  el dokundu kollarına , irkildi, gözleri hala sahipsiz.

 

2017 NİSAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarih:TOPLU ÖYKÜLERYAYIMLANMIŞ ÖYKÜLER

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir