İçeriğe geç

Enver Turan Yazılar

SÖYLEŞİ -ENVER TURAN- FİLİZ ALİ

ENVER TURAN –FİLİZ ALİ SÖYLEŞİSİ                       14.04.2017                    KURŞUN KALEM EDEBİYAT DERGİSİ 45 SAYIDA YAYINLANMIŞTIR       E.TURAN:  Filiz Hanım  öncelikle teşekkür ederim. Beni bu  güzel ve anlamlı akademiye davet ederek   değerli vaktinizi  ayırdığınız için Kurşun Kalem Dergisi ve şahsım adına teşekkür ederim. AİMA’ yı (Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi) 1998  yılından beri büyük bir özveriyle yaşatıyorsunuz. Genç müzisyenlere  bilgi ve tecrübeleriniz ışığında ,  bu alandaki yetkin hocalarla birlikte  onlara eğitimler veriyorsunuz .Tekrar teşekkür ederim. Ben sizinle babanız , onun öykücülüğünü ve  diğer merak ettiğim konuları konuşmak istiyorum.   Filiz ALİ:  Ben babamla ilgili mümkün olduğu kadar bütün başvurulara cevap veriyorum. Elimden geldiği  kadar.   E.Turan:  Filiz Hanım…

ZEYYAT BEY

                         ZEYYAT BEY                                                                               Islanmış parmaklarının ucuyla elini pantolonunun cebine soktu. Kırışmış paralarını çıkarıp düzelttikten sonra el çabukluğuyla saydı. Aklından hesap etti. Kendine bir otuz beşlik, meyve ve peynir tabağı söyleyebilecekti. Sıkılmıştı, emekli maaşıyla yetinmeye çalışmaktan,  bir de kekemelikten. Tam yüz yirmi beş lirası vardı. Bu geceyi kapatır, hatta bu ayın sonunu çıkartırdı.  Ayda iki kez gidebilirdi. Devrim’in mekânına.  Maaşını çektiği gün, bir de yirmi beşinde oğlunun düzenli yolladığı destek parası hesabına yattığında. Neyse paraları daha fazla ıslanmadan katladı ve cebine koydu.   Hopa yağmurun ebedi istirahat…

YÖNETMEN

Duvarda asılı olan   lambanın kir tutmuş  düğmesine   bastı.  Koridor da  kirli kirli aydınlandı . Kapının önüne gelmeden önce holde ki  boy aynasına  baktı. Beyaz  saçları , yüzündeki yorgun kırışıklıklar  canını sıktı. Ağzını  aynaya yaklaştırdı. Konuşmak ve yemek  için açtığı ağzını bu kez kendini tanımak için    yaklaştırdı  aynaya. Sigaradan sararmış  dişleri ; geçen  yılları , sapsarı katmanı ve dolgularla   diş etine tutunarak , hatırlatıyordu. Ağzının içindeki  karanlık boşluk  bazı dişlerini  içine almış ,kaybetmişti. Tıpkı zihninin  kıvrımında ki  anıların  beyninin bir yerlere saklanması gibi. Kaybolan  dişleri de   anıları gibi  kayboluyordu. Aynalar dostu değildi  biliyordu, yine de dağınık ve uzun saçlarını tek eliyle düzeltti . Kendini  görmek istedi. Göz bebeklerine baktı. Onlarda  yaş almıştı. Oysa  gördüğü neydi ki sadece  yaşlı bedeni   ve anılar çöplüğüydü. Biliyordu.  Kapının  önüne geldi.…