İçeriğe geç

PARA

  

PARA

Yaşı  bedeninde saklı adam , kahvenin  ahşap kapısını yavaşça araladı. Bir güvercin ürkekliğinde ,ağır  adımlarla  boşluğa süzüldü. Kahvenin  camlarla kapatılmış olan bahçesinde ,  şöyle bir bakındıktan sonra    yanan sobanın kenarına ilişti. Yalnızlığı ve sahipsizliği  üzerine yapışmıştı, yaşı ilerledikçe artan tüm bedenler gibi. Vücut  eskidikçe ,   nimeti de azalmaz mıydı?.

Ben her sabah  onu izlerim, o  bilmez.  Ben uykuyu   sevmeyenlerdenim. Sabahın köründe  sıcacık  yatağımdan  ansızın  kalkar, aç karnına  bir iki dal sigarayı  balkonda tüttürür,  en fazla 15 dakikada evi terk eder ,  soluğu burada alırım. İnanmayacaksınız ama bu kahve  benim için özeldir. Neden mi?   Buranın adı – ben de sonradan fark ettim – Semaverdir.  Sait  Faik’ in Semaver’ini  okuyalı yıllar olmuştu. Sonra  bir kez daha okudum Semaveri. Kahveciye şükranlarımı  sundum . Bu ismi  koyanın acaba Sait Faik’ten haberi var mıydı? diye de cahilce düşündüm. Mekanın sahibini tanısaydınız kuşkusuz sizde bana hak verirdiniz. İlyas Efendi sadece parayı ve kadınları  severdi. Fırsat bulursa da işinin başında dururdu.   Ben bu kahvenin sabahçı  müşterisiyim. Sabah gün ağarmadan gelir, öğlen çekip giderim. Semaver’in en  garip adamı benim. Masam da   kendimle otururum. Kahveler de her  yer herkesindir. Ama benim   yerim sabittir.  Bahçenin  köşesindeki masa ve duvara dayalı sandalye benim tünediğim yerdir. Kahve de kitap okuyan ve  yazan biri olmak  buradakiler için bir muammaydı. Şüpheliydi. Soru yüklüydü. Tanpınar’ın dediği gibi  muamma çözülene kadar mühimdir. Aylar sonra beni  polis sananlar bile  bilmeceyi çözünce yok saydılar. nOkuyan herkesin yok sayıldığı gibi. Burada ne kitaplar devirdim bir bilseniz. nice  yazarlarla tanış oldum, onların kelimelerine yoldaşlık ettim. Eskiden de yazarlar kahveler de  solurlarmış  hayatı. Bu devirde kahveler de  şekil değiştirdi. Boş muhabbet panayırına döndü. Üç beş kelimenin çiğnene çiğnene , kötü kokular yayan cümlelere dönüştüğü tapınaklara benzedi kahveler.

Biz asıl konumuza  dönelim, Davut Amcaya , o  benim öykü konum. Günlerce onu izledim , dedektif gibi. Yaşında yanıldım. İtiraf edebilirim. Onunla hiç konuşmadım. İzledim sadece. Davut  Amcanın adını öğrenmem   onu suçüstü yakalamam sayesinde oldu. Kahvenin tuvaletine gitmiştim .Tuvaletin kapısını  kapatıp, lambasını söndürüp, elimi  kağıt havluyla kurulayıp çıkarken , onu  içerde  bir köşeye gizlenmiş  paralarını düzeltirken  gördüm. Aylardır  izlediğim bu bedenle konuşmanın ve tanışmanın fırsatını yakalamıştım. Davut  Amcanın bahçede ki  masa arkadaşlarından habersizce  bu boş yere gelip parasını  sayması bana nedense  güvenlik duygusunu hatırlattı. Galiba Davut Amca  hiç kimseye güvenmiyordu. Yanına gittim beni fark etmedi  bile. İştahlı iştahlı paralarını sayıyordu, çatlayan parmaklarıyla. İki  ya da  üç dakika onu izledim. Öykümü izledim aslında. Ben  ondan bir insan öyküsü çıkarmayı düşünüyordum. Davut amca  paraları  masanın üstüne sermiş,  tek tek düzelterek ayırıyordu. Kırmızıları yeşilleri  ve sarıları. Yani 10,20,5  likleri. Önce düzeltti. Sonra kırışmış parmakları ile onları büyükten küçüğe ve Atatürk fotoğraflarını aynı yönde olacak şekilde üst üste koydu, bir parmağıyla paraları  sıkıca tutarken diğer parmağını önce ağzına götürdü, sararmış diliyle  parmağını güzelce ıslattı, ve paraları İki parmağının arasında iştahla  saydı. Masanın üzerindeki nüfus cüzdanından adını ve doğum tarihini hemen okumuş, öykü kahramanımızın ilk kimlik  bilgilerini öğrenmiştim. Ben öykümü  izlerken , paranın insan ruhu üzerindeki o  ezici gücü gördüm. Davut amcanın  iştahı hiç kesilmemişti . Bir insanın  benim tahminim 80 yaşındaydı. Masaya doğru biraz yanaşınca  beni fark etti, gözlüklerinin arkasında bakan şüpheli göz bebekleriyle. Tedirgin olmasın diye ;

‘’Baba  merhaba , nasılsın? ’’ dedim.

Şöyle  bir kafasını dikleştirebildiği kadar kaldırdı. Beni kısık gözüyle   önce süzdü. Sonra paraları daha sıkı tuttuğunu, ve katladığını  gördüm. El oğluna  güvensizliği  hissediliyordu.

  • Buyur evlat , ne diyersin .
  • Çok zenginsin Çok paran var. Bu yaşta para derdin bitmedi galiba.
  • Evlat benim torunum dohtordur, bana para yollir arada bir. Bende onları sayirem. Parasızlık yaşmaş dinlemir.
  • Emekli değil misin?
  • Yoğ değilim . Üç ayda altı yüz lira alirim. O da yetmir. Lokantada yemek yirem, çay içerem, yetmir evlat ,yetmir.
  • Ben bu parayı doğduğum günden beri yetiremirem evlat .

 

Davut amca masanın üzerine yaydığı paraları ve kimliğini, üst üste koyup, lastikledikten sonra cüzdanının  içine yerleştirdi.  Elini gömleğinin   bağrından   içeriye  soktu. Cüzdanını atletinin İçine diktirdiği cepkenine yerleştirdi. Artık kuşkusu kaybolmuş, sandalyesine  daha gevşeyerek oturmuştu.

  • Sen nerelisin diye sordu.
  • Ben Gümüşhane’liyim  baba,ya sen?
  • Yakın sayılırız ben Gümüşhane’yi de görmişem. İki dağ arasında sıkışmıştır  bilir misen? .   Eskiden hemi  de çok eskiden senin yaşın yetmez, Gümüşhane, Erzurum’un bir ilçesiydi. Bilir mi sen?
  • ‘’Evet baba bilirim ‘’ dedim. Ama o galiba Bayburt ‘du . Şimdi il oldu.
  •      Yaşlı insanlar için  neden konuşmak  sadece hatırlamak içindi  . Onların  geçmiş ile ilgileri hep düşündürmüştür beni.  Geleceği değil de hep geçmişe  tutunmak, tutunmaya  çalışmak.
  • Evlat gel hele sana bahçede bir çay söyleyeyim, belli ki sen çok meraklısan ama ben de senin gibiydim. Önce bir tütün ver de hele   muhabbetimiz dumanlı olsun.
  • İyi baba soruları karşılık soralım, bir sen bir ben. İlk sen başla.

Amacım aslında  kahramanımı konuşturmak, ve  yaşamına dair ilginç olaylarla  bir öykü yazmak. Ama Davut amca yaman çıktı. Ne dersiniz ?. O da beni  konuşturacak.

-Evlat  seni  her  sabah burada görirem, hep kitap okursen, allah aşkına ne okursen, bana da söyle.

Benim okumam yazmam yogtir. İnsanları  kitaptan bilemezsin ha söylemiş olayım, içlerine karışmadan , seslerini, nefeslerini  duymadan bilemezsin haberin ola. Daha gençsin , biraz da onların içine katıl.  Hasbihal et. Ben bu yaşıma  böyle geldim, gerçi ne  öğrendin dersen, yalnız kalmayı  diyrem. Önce girdim  sonra çıktım aralarından, Doksan bir yaşındayım ,sen nüfusuma aldanma o eski usul kayıt, babamın cahallığı. Bilir misin ? gece döşeğime  yattığımda aklıma ne gelir. Sen  ölüm  diyersin ama  ben pişmanlık diyerim. Bu yaşa bir rüzgarın  pöflemesi gibi geldim. Geriye nem kaldı. Ya evlat her beden de bir sır vardır. Ben de artık misafir sayılırım. Yaşlanmak nedir sana diyem mi? Bu sırrı.

Esirlikten  kurtulmaktır. Kimse seni hissetmez, kaybolursun kalabalıklarda, gören olmaz. Tüm elbiselerden  sıyrılırsın, sadece bedenin   kalır varsa  biraz da maaşın. Maaş da  sevgilerini değilse de   en azından ihtiyaçlarını  görmeye yarar. Ha  bilesin. O yüzden her gün sayarım paramı .Paraya düşkünlüğümden değil, tek tutamağım o dur ha. Ben cahilim en azından bilirim bunu, ama  evlat insan hissederek de öğreniyor ,bazı şeyleri. ‘’ gözleri doldu. Yaraya  dokunmak istemedim. Sözü değiştirdim.

– Ya  baba boş ver ,soruna cevap vereyim ben okuyorum, çünkü mutlu oluyorum.(aklımdan Cemil Meriç geçiyor ama nasıl anlatayım Davut Baba’ya boşver diyorum içimden)

– Baba seni izliyorum uzun zamandır. Belli ki sen   de uyanıksın farkındasın benim. Sen bütün gün buradasın tamam ben de buradayım. Benim ki tercih ya senin ki.

– Ya evlat belli ki sen beni konuşturisen ama sana diyem ki  ben zamanı  öldüriyem, ben aslında bir katilim, zamanın katili hiçbir işe de yaramirem ama neylersin takdir göklerden , ben de bilmirem niye nefes aldığımı. İnsan yorilir bilir misen? yaşamaktan. Sen sanma ki her gün keyfimdem gelirim buraya nereye gidem .Ev de herkes gözümün içine bakir benim. Ben neydem işte  buralara düşer benim gibi

adamlar. Sen evli misen?, avradına iyi bak, avradımı çok özledim bilir misen? hemi de çok. Dudumu çok özledim. Dudu olsaydı keşke , beni bıraktı gitti . Gazaplıyım  ona. Hemi de çok. Neyse ki kavuşmak günü yakın görürsem eğer hesabını sorarım , canım  soğumazsa  eğer. Bu çığırdıklarımı  iyi belle.

Davut Amca insana hasret, anlatarak  ,kendi hikayesini yaşatmak istiyor. Hikayesini birine emanet ederek, belli ki  bu yaşam da  unutulmak istemiyor. Ben sordukça o coşuyor,  cana yakın şivesiyle bana  emanet ediyor, geçmişini.

  • Ya Evlat sana bi şey diyem mi ?, aklında bulunsun  . Dereler akar bilirsin. Cıvıl cıvıl akar hem de . Hayat dediğin bu değil mi. Akar durur , nereye gittiğini kimseler bilemez. Bilir misin dereler akarken kıyılarını da yiye yiye akar, ya  evlat  o dereler bizi de içine kattı, nereye götürir bilen yok.

Şaşırıyorum Davut Amcaya  karşımda bir bilge . Sen çok yaşa diyeceğim ama rakamlar izin vermiyor, doksan bir  yıl atan bir kalp karşımdaki.

 

  • Davut Amca bugünlük bu kadar yeter,  çok yoruldun. Yarın konuşuruz, olur mu ?
  • Olur evlat konuşuruz, konuşuruz da ben günlük yaşıyorum. Bilir misen? yaşlılar niye çok konişir. Ağızlarından çıkan kelimeler son olur diye susmiyler. He evlat sen git oku, ama unutma insanlarla
  • Hasbihal et ,olir mi.
  • Olur Davut Amca , söylediklerini küpe yapacağım kulağıma söz.

Yanından  ayrılıyorum, on metre uzağındaki   masama oturuyorum . Önümdeki edebiyat dergisine  kaldığım yerden devam ediyorum. Kahveci çayımı  tazeliyor, bir sigara yakıyorum, öykümü  düşünüyorum. Bu arada  ,  karıştırdığım  sayfalarda  bir  cümle beni  hoplatıyor. Gözlerim ve beynim kırışıyor.

‘’ Nehir akıyor ve kıyısını yiyor. Ve nehrin kıyısı nehri içiyor.

  Rüzgar esiyor ,kemiriyor  dağı.Ve dağ burnuna rüzgarı çekiyor’’ BUSTANİ

Davut Amcaya  gidiyor ister istemez  düşünceli  bakışlarım,  bilgelik yaşanarak, hissedilerek  de kazanılırmış meğer. Bilmiyor muşum, mahcupluk hissettim sadece.Utandım.

 

MART 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarih:TOPLU ÖYKÜLERYAYIMLANMIŞ ÖYKÜLER

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir