İçeriğe geç

RÖNTGEN FALI

                         RÖNTGEN FALI

“Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi,” Kelimelerin üzerine fosforlu, kalın, keçeli kalemle uzunca sarı bir çizgi çekmişim. Solmuş unutulmaktan. Cümlenin altını unutmak için mi ya da hatırlamak için mi çizmişim, bilemiyorum. Tesadüfen, öylesine canım sıkkın olduğu için açtığım romanın sayfalarından şansıma bu yorgun kelimeler yığını çıktı. Kelimeler gerçeği açıklamaz, gizler sanırdım, yanılmışım. Elimdeki kitabı öfkeyle ve biraz da pişmanlıkla kapattım, bir kapıyı, bir pencereyi, bir yaşamı kapatırcasına. Gözlerimi yumacağım dünyaya nasıl olsa. İçime sahipsiz kırgın bir karanlık dolacak. Zamanı yakın hem de çok yakın. Nereden mi biliyorum? Röntgen falımda çıktı, dün sabah bu zamanlarda, insancıklar gündelik hayatın bataklığında debelenirken. Doktor Rıfat parmakları arasında süzülen simsiyah falıma bakarken sesi mahzunlaştı, titrek titrek döküldü sözcükler dudaklarının arasından: “Selim bey kendinize kötü davranmışsınız. Ciğerleriniz çok harap ve artık nefes almaya nazlanıyor. Tedavinize bir an önce başlamalıyız hem de hiç vakit kaybetmeden, hiç”

“Ben bir düşüneyim önce” dedim. Bir daha da yanına uğramayacağımı bile bile.

Bütün gece zihnimi karıştırdım, durdum. Kozasından çıkamamış, çeperini aşındıran bir kelebek gibiyim. Geçen yıllar gözümün önünden hızlıca geçti: her şeyi silinmiş zihnimden, o hariç. Sabaha zor kavuştum. Erkenden evi terk ettim. Kimseyi gözüm görmedi. İşte buradayım İzmir’in kalbinde. Meydanın ortasında,  nemli bir banka çöktüm. Islaklığı bile hissedemedim. Saat kulesi ile göz gözeyim. Kirli mermer gövdesiyle zamanı öğütüyor yaşamın seslerine inat. Güvercinler pır pır kanat çırpıyor . Bir havaya uçup bir yere konuyorlar örgütlenerek, beyaz yeleleriyle. Bir çocuğun elinden savrulacak yemleri bekliyorlar. Önümden salına salına ve kurgun bakışlarıyla geçen, nedendir bilinmez uzun saçlı kadın onu anımsattı. Nasıl da güzel yaşlanmıştır. Elleri çizgi çizgidir. Ya gözaltları, yine kederle dolmuş mudur? Hiç gülerken görmemiştim hep mahzun, hep düşünceli. Kocası geldi sonra gözümün önüne, irkildim. Paylaşmak zor. Ya çocukları var mıdır acaba. Gözlerim ışıl ışıl oldu onları canlandırırken yemek masasının eteklerinde. Bıcır bıcır  konuşuyorlar gülen gözleriyle. Bu şehirde onunda yaşadığını, nefes aldığını bilmek önce berrak bir huzur ardından sisli kırılgan ruh haline dönüşüyor.

Kulenin çanı çalıyor, ding dong. Kayboldum meydanda. Boşluğun ortasında, ruhuyla baş başa, beden ; küskün. Bedenim sahipsiz, ruhum tozlu rüzgara karışmış. İnsanlar, arabalar, koca koca binalar, dilenci çocuklar, Suriyeli göçmenler, reklam panoları, çimenlerin üzerindeki nem damlacıkları, çığırtkan piyangocu… Hepsine gözlerimi kapattım. İçimdeki cesaret sinsice uyandı. Kim bilir belki de akşamdan kalan anasonun kokusu sinmiştir duygularıma. Elimdeki röntgen filmini sıkı sıkıya tutuyorum. Karar vermeliyim artık; karşı kıyıya mı, doktora mı?

Uzunca düşündüm geçen yılları, yaşımı hesapladım zihnimin izin verdiği kadarıyla. Altmış bir yaşındayım, belki altmış iki. Ne fark eder ki? Onu düşünerek geçen unutulmamış kırk yıl. Ürperdim. Nasılda dayanmışım yokluğuna? Nasıl da sevebilmişim çocuğumun anasını. Doktorun sözleri kulağıma çalındı. Başlamalı tedaviye bir an önce ama neden, bir yirmi, yirmi beş yıl daha onsuz yaşamak için mi? Herkesi kaybetmişim. Karımı, çocuğumu bir de anılarımı. Yaşamak ama sebepsizce yaşamak, tek onu unutamamışım. En iyisi gitmek, öte tarafa. Utandım kendimden, unutmaya çalıştıklarımı hatırladıkça. Elimde ki kitabı çantama yerleştirdim. Doğruldum oturduğum yerden. Röntgen filmini bankın az ötesindeki çöp kovasına kıvırıp attım. Kimseler görmedi. Tutuk adımlarla yürüdüm, karanlık bir koridorun içerisinden geçer gibi. Tünelden geçip iskelenin önünde buldum kendimi. Keşkelerime bir son verirken, yükümden sıyrılarak ölmek istedim. Onu bekleyeceğim bin yedi yüz yetmiş dört numaralı sokakta. Belki torunları için çıkar sokağa. Markete gider, ben de peşi sıra. O aldığı çikolataların parasını öderken kasiyere, ben de biraz ötesinde gizli gizli onu seyrederim. Yıllardan sonra ilk kez ona yakın olmanın heyecanıyla kalbim dayanamaz, durur belki. Tertemiz  terk ederim her şeyi. Ona yakın ölmek ne güzel bir ayrılık valsi olurdu, tıpkı tiyatro sahnesi gibi. Güzel ve kırışmış parmaklarıyla göz kapaklarını örter bir platonik  ölünün.

Gemiyi bekliyorum. Ayaklarım zıngır zıngır titriyor, üniversite yıllarımdaki gibi. O heyecan hiç sönmedi. Ben onu değil hayalini seviyorum sanki. Gemi iskeleye yanaşıyor, heyecanla. İnsanlarla beraber bir yerlere kavuşmanın aceleciliğiyle itiş kakış içeriye yürüyoruz. Kalabalığın en gerisinde ürkek ve gergin kalbim küt küt. Kapalı yerleri sevmem oldum olası, hemen güverteye çıkıyorum. Geminin kalkış saatini bekliyoruz. Sigara içmek yasak, rahatlamam lazım. Dikiliyorum, elimde ki çanta fazlalık geliyor bedenime, yorulduğumu hissediyorum. Oturacak bir yer yok, yolcular ayakta. Nihayet kalkış ıslığı çalıyor, yavaş yavaş gemi hareket ediyor. Geminin kıç tarafında pervanenin oluşturduğu köpükler suyun yüzeyinde  cıvıl cıvıl çoğalıyor, ayrılık vakti.

Etrafımı süzüyorum. İki genç birbirlerine sarılmış, fingirdeşiyor. Genç kızın gözleri şıldır şıldır dönüyor mutluluktan. Elinde cep telefonu selfi çekiyorlar. Geleceğe kalmayacak bir görüntüyü hapsediyorlar hafıza kartına. Bir kadın çocuğuyla konuşuyor cep telefonuyla hararetli hararetli. ’O kız bize uygun değil oğlum’ diyor ve ekliyor ‘Bunun için mi yetiştirdik seni, üzüleceksin hem de çok üzüleceksin oğlum, kendini yakma diyorum bizi de düşün’ bitiriyor cümlesini ve kapatıyor telefonu gözleri ağlamaklı. Bir küçük kız çocuğu pembe kukuletası ve atkısıyla, elinden tutmuş genç babasının. Bıcır bıcır konuşuyor.  ’ Baba annem de görüyor mu dur bizi, yukarıdan. Annem yüksekten korkmaz mıydı ? ‘ İçim burkuluyor. Haki renkli kıyafetleriyle bir er parmaklarının ucundaki gevrek parçalarıyla besliyor, peşimiz sıra uçuşan serseri martıları. Lokmaları havaya fırlatıyor. Ortak etmiş beyaz kanatlı rehberlerimizi, aşına. Doyuruyor açıkmış bir bebeği beslercesine. Çevremdeki görüntüler beni rahatlatıyor, unutuyorum kısa bir süre için onu ve hastalığımı.

Yıllar öncesine üniversite gençliğime dönüyorum. Dejavu gibi bir duygu sarıyor ruhumu. Yine böyle poyrazlı bir günde geçmiştim Karşıyaka’ya, Atilla İlhan Vapuruyla. En sevdiğim dizesini hatırlıyorum “Ayrılık sevdaya dahil” Yıllardır beni esir alan bu duygudan arınamadığım için kızıyorum kendime.

Kaptanın anonsu ile düştüğüm kuyudan çıkıyorum. Gemi yanaşıyor iskeleye. Güverte sakinleri merdivenlere doğru yürüyorlar, sevdiklerine kavuşacak olmanın sabırsızlığıyla. Gözlerimi kapatıyorum, bir heykel gibi hareketsiz dikiliyorum. Hareket edemiyorum, korku esir almış ruhumu. Ona yaklaşırken, ne kadar da uzak olduğumu anlıyorum.

Güverte boşaldı. Ben elimde çantam, kalbimde korku ile kalıyorum, gençliğimde ki gibi. Yine vaz geçiyorum. İnmiyorum inemiyorum merdivenlerden. Görünmez ipler var beni bağlayan buraya. Uzun bir sessizlik, herkes terk etmiş, gitmiş. Yoklar. Onlar da yok artık. Kıyıyı izlerken uzun saçları, pembe mantosu, ürkek gülümsemesi, salınarak yürüyüşü, hiç duymadığım sesi, hafızamda saklayabildiklerimle yine ona veda etmek istiyorum. Bekliyorum yeni konukların gelmesini, güvertenin renklenmesini. Yalnız kaldığım için telaşlanıyorum. Bir an önce gitmeliyim geldiğim yere. Kollarımı demir korkuluğa dayamış, soğukluğunu bile hissetmeden seyrediyorum, koca bir şehri ana şefkatiyle kucaklayan Konak Meydanı’nı, sislerin ardına saklanmış Kadifekale’nin eteklerini. Balçova’nın sokaklarını özlüyorum. Uzaklaşmalıyım buradan. Evime dönmeliyim. Koltuğum, yarım kalan öykülerim, okunmamış kitaplarım beni bekler.

Alt kattan insan sesleri yaklaşıyor güverteye. Seviniyorum. Sesler, kelimeler, kokular, hüzünler, sevinçler, ayrılıklar, kucaklıyor yalnızlığımı ve gölgemi. Uzaklaşıyoruz iskeleden. Pervanenin iz bıraktığı berrak köpük dalgaları siliniyor mavimsi sularda, hayalini karşı kıyıda bırakırken. Ne ona ne doktora, sadece odama gitmek istiyorum, dört duvar arasındaki sessiz boşluğa.

ENVER TURAN 06.03.2018

Tarih:YAYIMLANMIŞ ÖYKÜLER

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir