İçeriğe geç

SON GÜN

 

 

SON GÜN

Sabah evinden  çıktığından beri Nabi Bey, keyifsizdi. Bu gün onun için  farklıydı. Tarifsiz duyguları içinde  barındırıyor, gitmenin mi,  kalmanın mı ? zor olduğunu  henüz  bilemiyordu.

Nabi Bey, dalgın dalgın yürürken  ,karma karışık duyguların içinde  ne yapacağını  bilemeden adımlarını atıyordu. Bacakları  sadece hareket  ediyor, o  ise ölü bakışlarla   çevresine bakınıyordu. Bu gün   yaşamak  zorunda olduğu  anları bir an önce yaşamak  ve sonu belirsiz olan  yolculuğuna  adım atmak istiyordu.(istiyor muydu? acaba) Kafasında ki sorular onun çıkmaza sokuyordu. Bu bir başlangıç mı? yoksa  tükeniş miydi?. İş yerine gitmeye hem istekli hem de isteksizdi . Nasıl bir duygu kirliliği yaşıyordu  bir bilseniz . Yıllardır çalıştığı  devlet dairesinin önüne kadar geldi,  ilk defa başını kaldırdı. Başı önünde, ay sonunu düşünen memur siluetinden , başka bir kimliğin doğuşuna evrildiğini hissediyordu. Nabi Bey dairenin önünde  ilk defa devletin büyüklüğünü ve insanın hiçliğini hissetti. Ömrünün en güzel zamanlarını bu mabette harcamamış mıydı?. Dalgındı. Öylece kalakalmıştı.Ta ki arkadan bir ses onu sarsana kadar.

– Nabi Bey günaydın, nasılsınız, hayırdır pek düşüncelisiniz. Oysaki bu gün sizin doğum gününüz  değil mi?. Keşke sizin yerinizde olabilseydik. Kırsaydık zincirlerimizi, boşalsaydık.

– Keysüdar  günaydın , nasılsın?. Kusuruma bakma dalgınım .Bu gün kafam çok karışık biliyor musun.? Emeklilik günüm dayandı kapıya.

 

– Nabi Bey ben iyiyim de, sizi iyi görmedim. Neden yüzünüz sirke saçıyor. Bu gün sizin için özel .

Bu hücreye  son ziyaretiniz değil mi. ?

  • Evet , bu gün son günüm, son  kez giriş kartımı okutacağım , ya yarın ……
  • Nabi Bey  ilahi siz de garipsiniz, yetmedi mi ? yıllarınızı  öğüten bu değirmene verdiğiniz…..Rahat olun, yeniden doğacaksınız. Her sabah görmek zorunda olduğunuz  sahte bakışlardan kurtulacaksınız, daha ne ister ki
  • Biliyorum Keysüdar, biliyorum da , içimde bir şüphe var. Yarın sabah gözlerimi açtığımda, tavana bakarken, yatağımdan kalkmak isteyecek miyim? Acaba. Kalkmak istesem bile , nedenini bilecek miyim?. Bir amaçsızlık, bir çaresizlik içinde, bir sağa bir sola doğru döneceğim  mezarımda .Terin ve kokunun sindiği yatağımdan kalkmak İsteyecek miyim? . Ya sonrası. Farz edelim ki kalktım , üstümü değiştirdim ve yavaş yavaş koridora çıktım , evin kapısının önünde buldum bedenimi  ya sonra, sonrası yok Keysüdar.  Bunu anlatmak çok zor içim parçalanıyor , ya sonrası diye diye düşünüyorum. İnsanın en çok zoruna giden ne biliyor musun Keysüdar? . Atacağı adımın yönünü bilememesi . Şimdiye kadar atacağım adımların nereye varacağını, nefesimin nerede tıkanacağını biliyordum.  Yolum ,rotam, hedefim belliydi. Yarın sabah adımlarımı nereye atacağım .İşte bu bilinmezlik beni ürkütüyor Keysüdar. Biliyor  musun?, anlatmak  zor. İçimde çakıl taşları var, birbirine çarpan. Her çakıl taşı beynimde bir ur ve arsızca çoğalıyorlar ruhumda.
  • ­­İlahi Nabi Bey siz merak etmeyin. Bu günü bir atlatalım önce .Hoşça vedalaşmamızı yapalım. Son mesai gününüz. Masanıza oturun ve keyfini yaşayın.
  • Doğru söylüyorsun da masama yıllardır oturuyorum. Yirmi altı yıldır aynı masaya tünüyorum. Ömrümü verdim ama artık o masa benim değil. İnsanın karısından, sevgilisinden ,çocuğundan geçmişinden ayrılması gibi bir şey. Ben masama dirseklerimi koyup , az mı evrak imzaladım. Devletin gizli evraklarını bir sır gibi sakladım. Bu günden sonra neyi imzalayacağım Keysüdar .İşte bu beni çok düşündürüyor ,hem de çok .
  • Evet, Nabi Bey hak vermiyor değilim ancak  isterseniz zamana bırakalım bu konuyu . Zaman her şeyin ilacı dememişler mi ?
  • Evet ,haklısın Keysüdar sen önden buyur, saat sekiz buçuğa geliyor. Birazdan mesai başlar. Senin bitmeyen mesailerin, benimse son. Biliyor musun? mesai kelimesini son kez kullanıyorum. Belki de yarın sabah uyandığımda  mesaim bile olmayacak. Mesai kelimesini kullanmaya bile gerek kalmayacak çünkü ben artık mesaisiz bir adamım. İstediğim saatte kalkıp, istediğim saatte yatıp ,istediğim saatte evden çıkıp ,istediğim saatte evime dönebileceğim. Dönebileceğim ,dönebileceğim de bu da beni düşündürüyor  Keysüdar.
  • Evet, Nabi Bey çıkalım isterseniz arkadaşlar birazdan gelirler sizin için güzel bir etkinlik yaptılar kendinizi üzmeyin lütfen. Siz de biliyorsunuz ki bu dairenin en sevilen memurlarından biri de sizsiniz. Size gösterilen saygı hiçbir memura gösterilmedi. Bu gün en azından bu gün çok takılmayın ,yarın yeni bir başlangıç .
  • Evet ,Keysüdar biliyorum yeni bir başlangıç, yeni bir başlangıç mı acaba yoksa bitiş mi ?. Başlangıç dediğimiz şeyler bizim bitişlerimiz mi yoksa bitiş dediklerimiz başlangıçlarımız mı işte onu bilmek çok zor .İnsan yaşadıkça öğreniyor, öğreniyor da arkamızda kaybolan yılları bırakmadan bunu anlamak çok zor. İnanır mısın yirmi altı  yılımı verdim bu daireye. Merdiven basamaklarının sayılarını bilirim ben. Girişte on yedi adım, birinci katta otuz iki adım, ikinci katta kendi servisimde yirmi dokuz adım ve bu adımları yirmi altı yıldır sayıyorum. İnanır mısın ben emekli olmayı hiçbir  zaman hayal etmedim .Ben bu hayattan emekliydim zaten. Her gün buraya gelirken tabuta girdiğimi

 

Nabi Bey merdivenlerde ağır ağır çıkar. Nefesi ileride  kendi geride yürümeye başlar yanında Keysüdar Hanım. Sessizliğin içinde bir önceki konuşmaları geri bırakarak ,birinci katı çıkarken Nabi Bey etrafa şöyle bir bakar. Yıllardır başı eğik dikkat etmediği şeylere şöyle bir bakar bir tabela gözüne takılır’’ danışma’’ , biraz ileride ‘’sigara içmeyiniz’’.Bir çerçeve dikkatini çeker ‘’Atatürk’ün gülen yüzü’’  birinci kat sonra ikinci kata giden boşluk. Koridor duvarlarının çatlakları, pencere camlarındaki parmak izleri.

 

  • Nabi Bey benim ayrılmam gerekiyor. Serviste yapmam gereken acil işler var. Öğlene doğru gelirim yanınıza.
  • Tamam Keysüdar merak etmem. Sonuçta hayattan emekli olamıyorum istesem de. Ölümün koynunda değilim nasılsa. Benim son günüm ama dışarıya adım atacağım ilk günüm.
  • Biliyorum Nabi Bey de bu gün sizi çok iyi görmedim .Emekli olan arkadaşlar mutluydular ya da sahte gülücüklerin yansıması vardı yüzlerinde belki de gülen maskeleri. Biz bilmiyorduk mutluluk oyunu oynadıklarını, biz bilemezdik. Siz onu da beceremiyorsunuz Nabi Bey. Lütfen kendinize gelin lütfen. Hayat  bir oyun değil mi? Zaten.
  • Tamam, Keysüdar Seni üzdüğüm için özür dilerim. Bugün çok  duyğusalım. Evden çıkarken canım çok sıkkındı .İnan hiç yatağımdan çıkasım gelmedi.
  • Tamam ,Nabi Bey öğlen görüşürüz

 

 

 

Nabi Bey ikinci katın basamaklarına  adım atarken -henüz mesai  başlamamıştı- tüm koridorları bomboş olduğunu gördü. İnsansız bir bina ,kimsecikler yok basamakları  yavaş yavaş çıkarken karamsarlık bulutu onu takip etti .Servisin önüne geldi. Köşede ki masasına oturdu. Servisin temizliğini yapan Hacer Hanım ‘la göz göze geldi.

-Günaydın Nabi Bey nasılsınız?.Bu gün herkes sizi çok kıskanacak. Yeni bir hayata başlayacaksınız, hem öleceksiniz hem doğacaksınız nasıl bir duygu?

–    Günaydın Hacer  Hanım ben de bilmiyorum ,doğuyor muyum? ölüyor muyum?. Yirmi altı yılın sonunda hiçte beklemediğim  an gelmişti ve ben hala tedirginim. Yarın ne olacak diye bir garip muammanın içinde dolanacağım işte. Beni üzende bu değil mi?

Nabi Bey her zaman yaptığı ve son kez yapacağı gibi masasına çantasını koydu.Paltosunu  çıkardı .Köşedeki   ahşap askılığa astı. Astığı soluk paltosunda  hem geçmişi hem de yokluğu  vardı. Yerine oturdu. Öylece bakındı .Anlamsızca bakındı .Serviste  kimsecikler yoktu. Sadece Hacer Hanım  vardı. O da var sayılmazdı. Önündeki kalamozun içindeki evrakları aldı ,tek tek inceledi. Evrakların içinde yoklama fişleri, icra takipleri ,mükellef dökümleri gibi teknik evraklar vardı. Son kez dikkatlice okudu. İmzasını son kez atıyorcasına titizlikle  attı ve kalamoza koydu. Etrafına tekrar boş boş  baktı. Yedi masa, yedi sandalye ,on dört misafir koltuğu ve koca bir boşluk. Yine yirmi altı yıldır ve son kez yaptığı gibi herkesten önce serviste ki yerini almış , mesaisinin başlamasını bekliyordu. O da  eşyalar kadar  sahipsizdi. Odayı ve kendini saçma bulmuştu, nedendi bu kadar yaşanmışlıklar, sonu ölüm olan bu yolculukta. Geriye ne kalmıştı 26 yıldan sonra, kimliksiz  geçmiş, çökmüş bir beden. Yaşam    var olmanın anlamsızlığı değil miydi?. Tek gerçek yolun sonunda ki ölümdü.

 

Etrafını süzdü, yine sessizlik, yine sessizlik . Elbiselikte ki  unutulmuş eski palto, artık sahipsizdi.  Sonrası basamaklarda ki ayak sesleri. O gün yani son gün kimseler vedalaşamadı Nabi Bey’le . Yirmi altı yıl sonra sırra kadem basmayı becerebilmişti .

 

 

MAYIS 2017

 

 

 

 

Tarih:TOPLU ÖYKÜLERYAYIMLANMIŞ ÖYKÜLER

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir